Sabah her zamanki gibi erken kalkıp kahvemi yaptım. Yoğun bir hafta geçirmiştim bugün de, hafta sonu olmasına rağmen aynı saatte birkaç yerde olmam gerekiyordu. Günü planlayacaktım. Gözlerim sehpanın üstünde ki okunmayı bekleyen kitaplara takıldı. En üstteki kitabı birkaç gün önce yazarına imzalatmıştım.
Yazarın göçle ilgili iki kitabını okumuştum. İki kitabı Altınoluk’taki kütüphanemizde okunmayı bekliyor.
Silivri zindanlarında yazılan, kendi ailesinin göç hikayesini anlatan kitabı incelemek için elime aldım. Ayraçın olduğu sayfa kendiliğinden açıldı.
Başlığı ATEŞ PARÇASI; sayfa 144
İçinde Zeyno, Dilo, sevda yazıyordu bu bir aşk hikayesi galiba. Okumaya devam ediyorum.
Ben hiç kitabı ortasından okumadım. Sonunu çok merak etsem bile bakmam. Ama ortasından başladığım bu kitabı bitene kadar elimden bırakamadım.
Kitap bittiğinde, yaşlandım galiba göz yaşlarıma hakim olamadım, İsyanım hıçkırığa dönüştü.
Sakinleşmeye çalışırken usum beni geçmişe savuruyordu. Bizim kuşak ne çok tabutların arkasından slogan atarak yürüdü. Diyarbakır Cezaevine savruluyorum birden. Sonra açlık grevleri, hayata dönüş operasyonları 1 sürü şehiri geziyorum anılarımda, acımasız bir rüzgar beni diyar diyar savuruyor, bir çok duraktan geçiyorum. Son durağım 13 yıl önce, 13 yaşında katledilen Berkin Elvan’da takılı kalıyorum.
Gitmek mi zor kalmak mı?
Kalanlar düşüyor usuma, seksenli, doksanlı yıllarda cezaevi kapısında direnen, Didar abla, Leman abla. Yakın zamanda Nebahat Akkoç’la
Diyarbakır’da mahkum yakınları ile dayanışmasını konuşmuştum.
“Oyyyy ben ölem” ağıtları ile Fadime ana, acısını öteleyip oğlunun düşlerinin peşinde koşan Emel Korkmaz, çığlığı dağ gibi öfkeye dönüşen Gülsüm Elvan, acısını derin sessizlikle yaşayan Aysel Doğan….
Kitabımda da yer alan kadın cinayetlerine gidiyor aklım. Narin oluyorum, Rojin oluyorum, Gülistan oluyorum.
Öfkem çaresiz gözyaşına dönüşüyor.
Sonra tekrar kitaba dönüyorum. Hep bedel ödemek devrimcilere düşüyor. Kitabın son sayfalarındaki Boro’nun fotoğraflarına dokunuyorum.
Durduramadığım gözyaşlarımın bir kısmını KARDEŞİM BORO’ya ve bedel ödediği onurlu mücadelesine gönderiyorum.
Hayata soldan bakanlar, hep kendi yaşadığı acıları, ödediği bedelleri dillendirmeden içinde kocaman bir kor gibi taşırlar. Başkalarının acısını, yoksulluğunu, uğradığı haksızlığı kendi acısı eyler, onlar için mücadele ederler. Ercüment Akdeniz’de başka acıları, araştırıp yazarken, yüreğindeki derin acıların hikayesini hep saklı kalmış
Sevili kardeşim Ercüment Akdeniz; İyi ki yazdın, iyi ki bizi Kardeşin Boro ile tanıştırdın. O artık bizimde kardeşimiz BORO. Işıklarda uyusun.
Ferihan Karasu
25.04.2026