## AŞIRI SAĞIN YÜKSELİŞİ ##
AfD’nin ve Avrupa’daki diğer aşırı sağcı partilerin yükselişi, yalnızca politik bir akımın sonucu değil; aynı zamanda toplumsal çöküşün, kapitalist düzenin giderek genişleyen çatlaklarının bir yansımasıdır. Sol ideolojinin bir zamanlar koruduğu haklar ve değerler, kapitalist sistem tarafından sistematik bir şekilde değersizleştirildi. Sendikalaşma, çalışan hakları, sosyal konut ve sağlık hizmetleri gibi temel insan onuruna dayalı kavramlar, kapitalizmin acımasız piyasa mantığına kurban edildi. Sağlık ve eğitim gibi temel hizmetler, artık toplumun hizmetinde olan yapılar değil; kar amacı güden sektörler haline geldi. Eğitim hakkı bir kazanç kapısı, sağlık ise bir yatırım aracı olarak görülmeye başlandı.
Bu değişim, toplumun geniş kesimlerini boşlukta bıraktı. Neoliberal düzenin yarattığı fırsat eşitsizliği ve gelir adaletsizliği, toplumun alt ve orta sınıflarını çaresizliğe sürükledi. İnsanların ellerinden alınan sosyal güvenlik ağları, onları güvencesiz ve istikrarsız bir yaşama mahkum etti. Böylesi bir ortamda, AfD gibi popülist ve faşist partiler, bu boşluğu kendi çıkarlarına göre doldurarak, kendilerini alternatif bir çözüm olarak sunmayı başardılar. Bu hareketler, toplumsal korkuları ve öfkeyi körükleyerek, milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı üzerinden güç kazandılar.
Asıl mesele, solun temsil ettiği sosyal adalet anlayışının sistematik bir şekilde zayıflatılmasıdır. Kapitalist sistem, insanları bireyselleştirip dayanışma kültürünü aşındırarak, toplumsal bağları kırılgan hale getirdi. Sendikalar zayıflatıldı, sivil toplum örgütleri etkisiz hale getirildi, siyasi partiler ise halkın gerçek sorunlarına uzak kaldı. Bu boşluk, aşırı sağın genişlemesine zemin hazırladı.
Sendikaların, partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının bu durumu fark ederek yeni politikalar üretmesi kaçınılmazdır. Eğer sol ideoloji, işçi sınıfına, gençlere ve dezavantajlı gruplara yeniden kucak açmazsa, toplumsal çürüme daha da derinleşecektir. Sendikal hareketin yeniden canlanması, çalışanların haklarını savunan politikaların güçlendirilmesi ve sosyal devlet anlayışının yeniden ön plana çıkması, bu karanlık gidişata bir alternatif sunabilir.
Sol, sadece ekonomik haklar mücadelesiyle değil, aynı zamanda bir dayanışma kültürünü yeniden inşa etme göreviyle karşı karşıyadır. İnsanın onuruna uygun bir yaşam sürdürme hakkı, piyasa koşullarına feda edilmemelidir. Eğer bu idealler kaybedilirse, toplumların yönelimi daha da tehlikeli bir noktaya evrilecektir. Aşırı sağın yükselişi, bir sonuçtur; ancak bu sonucu değiştirmek bizim elimizde. Toplumun her kesimine seslenerek, yeniden eşitlik, adalet ve insan hakları ekseninde politikalar üretmek zorundayız.
Sağlıcakla kalın...
Birol Keskin