Bugun...


İhsan Tayhani

facebook-paylas
Zaferi ele almadan dönme!
Tarih: 30-08-2025 21:35:00 Güncelleme: 30-08-2025 21:35:00


Zaferi ele almadan dönme!
 
​Türk Tarihi açısından kurtuluşun ve kuruluşun simgesi “30 Ağustos Zaferi” öncesindeki her adım,  Mustafa Kemal Paşa’nın kurmay aklı uyarınca atılmıştır. Bu tarihi saldırı, üstün bir askeri strateji ve sürprizlere açık taktiksel atılımlarla  (hamle) örgülüdür.
 
​Gazi’nin, 27 Temmuz 1922’de, Batı Cephesi karargâhı Akşehir’de kurmay kadrosu ile yaptığı toplantıda, Harbiye’den hocası Harputlu Yakup Şevki Paşa’ya dönerek; ‘Sayın hocam, şimdi artık Harbiye’de savaş oyunu oynamıyoruz. Yurdumuz için kesin bir sonuç elde etmek uğruna bütün varımızı yoğumuzu ortaya koyacağız!’dediği biliniyor. Bu sözler, O’nun, düşmanın savaş psikolojisini çözümleme yeteneğini, olağanüstü sezgi gücünü, kararlığını ve zafere yönelik kesin inancını belirtir. Mustafa Kemal, anılan toplantıdan sonra, ordunun, Ağustos ortalarına dek saldırıya hazırlanması buyruğunu verir ve Meclis Hükümeti’nin onayını almak üzere Ankara’ya döner. Cepheye geri dönüşünü izleyen gün de Çankaya’da bir çay partisi vereceği yolundaki haberlerin gazetelerde yer almış olması, taktik gereğidir. Gazi, Ankara’dan ayrılmadan, elini öpmek üzere annesine geldiğinde, O’na da çay partisine gideceğini söyler. Ancak, giyiminden kuşkulanan Zübeyde hanım, yakın çevrede yaptığı bir iki sorgulamadan da benzer yanıtı alınca, oğluna hitaben yazdığı mektupta şu satırlara yer verir: “Oğlum, seni bekledim, gelmedin. Çaya gittiğini söylemiştin bana. Ama cepheye gittiğini biliyorum! Senin için dua ettiğimi bilmeni isterim.“Zaferi ele almadan dönme!” Türk ulusuna Mustafa Kemal’i armağan eden bu yüce ananın yüreği, sezgisinde yanılmamıştı! Paşa, cephedeydi ve 26 Ağustos gün doğumunda Kocatepe’den Büyük Saldırı’yı, 30 Ağustos’ta verdiği yeni bir buyruk ile de Dumlupınar’daki “Başkomutanlık Meydan Savaşı”nı başlatmıştı.
 
​Meclis’e dayalı olduğundan “kuruluş” ile birlikte ilerleyen bu “kurtuluş” savaşımı, siyasete bulaşmamış bir ordu ile verilmiştir. 30 Ağustos, kuruluşun önemli bir yol ayırımıdır. Atatürk’ün o günlerdeki nitelemesiyle; ya ülke ve millet İstanbul’un çağ dışı, teslimiyetçi düşüncesine ve rejimine terk edilecek ya da aklı ve bilimi önceleyen, özgür, başı dik yeni bir toplum yaratılacaktır. Nitekim O, İzmir’e girdikten birkaç gün sonra Göztepe’de kaldığı Uşakizâdeler’in köşkünde, Yakup Kadri ile yaptığı kahve söyleşisinde ikinci yola vurgu yaparak ona; ‘… Evet, asıl kurtuluşa akıl yoluyla varabiliriz…’ diyecektir.
 
​Paşa, annesinin de dilediği gibi savaşı kazanmış ve “asıl kurtuluşu” gerçekleştirmek üzere Ankara’ya geri dönmüştü. O, Kurtuluş Mücadelesi’nin ikinci aşamasındaki bu zorlu akıl yolunu, yine kendi nitelemesiyle; “geleceğin akıllı kuşakları” kendilerini lanetlemesin diye kararlılıkla yürüdü ve ölümsüzleşti. 30 Ağustos, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetler günüdür. Gazi, Cumhuriyetin koruyuculuğunu gençlere bırakmış, ama orduyu da Cumhuriyeti korumakla ödevli kılmıştır. 30 Ağustos’un 103’üncü yıl dönümünde Atatürk Cumhuriyeti – acıdır ki- tanınmaz haldedir! Liyakatsiz kişilerin yönetimindeki tüm kurum ve kuruluşlar, tel tel dökülmektedir. Hukukun ve adaletin yok edildiği bir ortamda, hemen her gün insana; “Bu da mı?” dedirten utanılası skandallar patlamakta, devletin güvencesi altındaki bireysel hemen her bilginin yanında, sınav soruları çalınmakta; parayla satın alınan sahte diplomalar, kimlikler, sürücü belgeleri daha neler neler ortalığa saçılmakta; ömürler törpülenerek elde edilen akademik ünvanlara sahtekârlıkla erişilmekte, dahası bu yüzsüz ve arsızların, yıllar içinde birer birer etkili - yetkili ve bol ücretli orunlara (makam) taşınmış olduklarına tanıklık edilmektedir. Siyasete bulaşmış bir ordunun, Balkan bozgununda yol açtığı yıkımı çok iyi bilen Atatürk’ün, özenle kaçınmasına karşın, ordumuzun da uzunca bir süredir düzeysiz bir siyasetin içine sürüklenmiş olması ise son derece düşündürücüdür! 5 Ağustos tarihli YAŞ kararlarını belirleyen başat ölçütün, siyasi iradeye yakınlık olduğu yadsınamaz! Geçmişte eski bir başbakana güzelleme yapan bir tümen komutanı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na; harp okulundaki mezuniyet törenleri sonrasında kimi teğmenlerin, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” sloganını attıkları için ordudan ihraçları yolunda disiplin kurulu üyelerine baskı yapan Kara Kuvvetleri Komutanı da Genelkurmay Başkanlığı’na atanmış bulunuyorlar!
 
​Mustafa Kemal’in, 30 Ağustos’la birlikte açtığı “akıl yolu”nu yürüyerek, bir devrimle kurduğu Cumhuriyetin, “akıl dışı”uygulamalarla böylesine yıkıma sürüklenmiş olması ürkütücüdür!103 yıl sonrasının bu görünümdeki bir “30 Ağustos” coşkusu ise doğal olarak gölgelidir! 30 Ağustos’un salt “kurtuluşun” değil, aynı zamanda görkemli bir “kuruluşun” beşiği olduğu çok iyi kavranmalı ve Cumhuriyetimiz, sürüklenmiş olduğu uçurumun kenarından ivedilikle kurtarılmalıdır. Aksi durumda, hem günümüzün hem de geleceğin akıllı kuşakları, asıl  bizi lanetliyeceklerdir! Güneş parlaklığında ve gölgesiz nice “30 Ağustos”lara…  
 
​​​​​​​​​​         Doç. Dr. İhsan Tayhani



Bu yazı 1194 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI